15 Şubat 2015 Pazar

Mavi Kuş








Kan revan içindeki savaş meydanında ateşkes hali iç dünyam. Bu bir tür iç huzuru; ruhla 

zihnin içtenlikle selamlaştığı bir ritüel… Bahsi sık geçen şu olgunluğu ben de tattım. Bir 

sabah gün ışığında katlanınca sevgim… Ve yıldızların yeryüzüne yağdığı o gecede kalbime 

milyonlarca umudun yağdığı an. Duygusu tahmin edebileceğimiz türden bir şey değilmiş.

Ben burdayım ya… Bazen değilim. 

Bazen, “bazen” ile başlayan cümlelerin belirsizliğinde öyle boğuluyorum ki… Boğulmak en 

yavaş ve en acıtıcı ölüm şekliymiş. Bu yüzden ısrarla yaşama derdindeyim. Bu yüzden 

baştan mağlup değil, ezeli savaşçıyım. Bu yüzden durabiliyorum ve bu yüzden uçurtmaları 

hayallere benzetiyorum, gerçeği de rüzgara… Israrla, bu kasırgada sürüklenişimizi talihsiz 

bir rüya varsayıyorum. Yağmuru yine tenzih ediyorum. Benim sağanağım kasırgada 

süpürülmüş olsa dahi, en çok ondaki tevazuya hayran oluyorum. 

Ve biz kalanın hüznüyle iyi anlaşıyoruz. Tarafını seviyorum, tarafından seviliyorum. Apayrı 

şeylerle mutlu oluyor benzer şeylere üzülüyoruz ya daha fazla… İşte bunu fark ettiğimde 

insanları yakınlaştıran şeyin hüzün olduğunu anladım. 
Hüzünle ılık ılık bakışıyoruz, aşka gidiyoruz.